<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Haluk ÖNGÖREN</title>
	<atom:link href="http://www.halukongoren.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.halukongoren.com</link>
	<description>Bir mum diğer bir mumu tutuşturduğunda ışığından bir şey kaybetmez.. Sadi-i Şirazi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2012 19:19:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Kuantum Fiziği</title>
		<link>http://www.halukongoren.com/2012/01/03/kuantum-fizigi/</link>
		<comments>http://www.halukongoren.com/2012/01/03/kuantum-fizigi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 20:07:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haluk Öngören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuantum Fiziği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halukongoren.com/?p=4</guid>
		<description><![CDATA[Bugünkü yazımı geçtiğimiz gün seyrettiğim bir film üzerine yazmak istiyorum. Yazdıklarım filmden anladığım ile eski bir fizikçi olarak kişisel görüşlerimin birleşimidir. Kuantum fiziğinden ilk lisedeyken haberim olmuştu. (80’li yılların sonu, 90’ların başı) Klasik fizik bize, maddelerin iki türlü davranışı (ilerleyişi) olduğunu, birincisinin &#8230; <a href="http://www.halukongoren.com/2012/01/03/kuantum-fizigi/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bugünkü yazımı geçtiğimiz gün seyrettiğim bir <a title="What the bleep" href="http://www.whatthebleep.com/rabbithole/" target="_blank">film</a> üzerine yazmak istiyorum. Yazdıklarım filmden anladığım ile eski bir fizikçi olarak kişisel görüşlerimin birleşimidir. Kuantum fiziğinden ilk lisedeyken haberim olmuştu. (80’li yılların sonu, 90’ların başı) Klasik fizik bize, maddelerin iki türlü davranışı (ilerleyişi) olduğunu, birincisinin parçacık ikincisinin ise dalgacık modeli olduğunu ve maddenin bu iki davranıştan bir tanesini sergilediğini söylüyordu. Oysa ki; kuantum fiziği maddenin bu iki davranış şeklini de aynı anda sergileyebileceğini iddia ediyordu. Başlı başına bu olay bile ilgimi çekmeye yetmişti. Bunu ispatlayan çifte yarık deneyini youtube’dan izleyebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><object width="425" height="350" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="_cx" value="5080" /><param name="_cy" value="5080" /><param name="FlashVars" value="" /><param name="Movie" value="" /><param name="Src" value="" /><param name="WMode" value="Window" /><param name="Play" value="-1" /><param name="Loop" value="-1" /><param name="Quality" value="High" /><param name="SAlign" value="" /><param name="Menu" value="-1" /><param name="Base" value="" /><param name="AllowScriptAccess" value="" /><param name="Scale" value="ShowAll" /><param name="DeviceFont" value="0" /><param name="EmbedMovie" value="0" /><param name="BGColor" value="" /><param name="SWRemote" value="" /><param name="MovieData" value="" /><param name="SeamlessTabbing" value="1" /><param name="Profile" value="0" /><param name="ProfileAddress" value="" /><param name="ProfilePort" value="0" /><param name="AllowNetworking" value="all" /><param name="AllowFullScreen" value="false" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/DfPeprQ7oGc&amp;feature" /><param name="flashvars" value="" /><param name="movie" value="" /><param name="wmode" value="Window" /><param name="play" value="-1" /><param name="loop" value="loop" /><param name="quality" value="High" /><param name="salign" value="" /><param name="menu" value="-1" /><param name="base" value="" /><param name="allowscriptaccess" value="" /><param name="scale" value="ShowAll" /><param name="devicefont" value="0" /><param name="embedmovie" value="0" /><param name="swremote" value="" /><param name="moviedata" value="" /><param name="seamlesstabbing" value="1" /><param name="profile" value="0" /><param name="profileaddress" value="" /><param name="profileport" value="0" /><param name="allownetworking" value="all" /><param name="allowfullscreen" value="false" /><embed width="425" height="350" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/DfPeprQ7oGc&amp;feature" _cx="5080" _cy="5080" FlashVars="" Movie="" Src="" WMode="Window" Play="-1" Loop="-1" Quality="High" SAlign="" Menu="-1" Base="" AllowScriptAccess="" Scale="ShowAll" DeviceFont="0" EmbedMovie="0" BGColor="" SWRemote="" MovieData="" SeamlessTabbing="1" Profile="0" ProfileAddress="" ProfilePort="0" AllowNetworking="all" AllowFullScreen="false" flashvars="" movie="" wmode="Window" play="-1" loop="loop" quality="High" salign="" menu="-1" base="" allowscriptaccess="" scale="ShowAll" devicefont="0" embedmovie="0" swremote="" moviedata="" seamlesstabbing="1" profile="0" profileaddress="" profileport="0" allownetworking="all" allowfullscreen="false" /></object></p>
<p style="text-align: justify;">(Youtube’da aynı filmin Türkçe’si var)</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-4"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu deneye göre atom altı düzey bizim bildiğimizden çok farklı bir dünya. Hayal gücümüzü aşan, kendine özgü kuralları olan bir dünya. Örneğin elektronların aynı anda hem parça hem de dalga özelliği göstermesi, aynı anda iki yerden birden geçiyor olması, hele ki; bir gözlemci tarafından izlendiğini farkettiği zaman davranışı değiştirmesi gerçekten çok ilginç. 21. Yüzyıl insan tarihinin görmediği kadar ilerlemelere sahne oldu. Bilgisayarın icadı, cep telefonunun icadı, internetin icadı vb birçok şey son yüzyılda  geliştirildi. Cern’de yapılan deneyler bence bundan sonra insanlığı çok farklı yerlere götürecektir. Şu an modern fizik çökmüş durumdadır. Modern fizikte ışıktan hızlı hiçbir şeyin gidemeyeceğini kabul eder ancak son deneyler bunun aslında böyle olmadığı ispat etmiş durumda. Fizikçilerin aklı bugünlerde çok karışık. Gözlemlerinin doğru olduğunu iddia etseler şimdiye kadar bildiklerinin hepsinin yalan olduğunu kabul etmiş olacaklar, diğer taraftan gözlemlerinin doğru olmadığını iddia etseler kendileri ile çelişecekler. Birileri daha gelip baksın, biz yanlış yapmış olabiliriz diye çırpınıp duruyorlar ama yapılan ısrarlı deneyler gözlemlerin doğru olduğunu işaret ediyor. Peki keşfedilen nedir? Çok basit anlatımla ışık hızı aşılmıştır aslında benim anladığıma göre hız diye bir şey yoktur. Bilim adamları dolanıklık (entanglement) diye bir kavramdan bahsediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><object width="425" height="350" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="_cx" value="5080" /><param name="_cy" value="5080" /><param name="FlashVars" value="" /><param name="Movie" value="" /><param name="Src" value="" /><param name="WMode" value="Window" /><param name="Play" value="-1" /><param name="Loop" value="-1" /><param name="Quality" value="High" /><param name="SAlign" value="" /><param name="Menu" value="-1" /><param name="Base" value="" /><param name="AllowScriptAccess" value="" /><param name="Scale" value="ShowAll" /><param name="DeviceFont" value="0" /><param name="EmbedMovie" value="0" /><param name="BGColor" value="" /><param name="SWRemote" value="" /><param name="MovieData" value="" /><param name="SeamlessTabbing" value="1" /><param name="Profile" value="0" /><param name="ProfileAddress" value="" /><param name="ProfilePort" value="0" /><param name="AllowNetworking" value="all" /><param name="AllowFullScreen" value="false" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/Jh8uZUzuRhk&amp;feature" /><param name="flashvars" value="" /><param name="movie" value="" /><param name="wmode" value="Window" /><param name="play" value="-1" /><param name="loop" value="loop" /><param name="quality" value="High" /><param name="salign" value="" /><param name="menu" value="-1" /><param name="base" value="" /><param name="allowscriptaccess" value="" /><param name="scale" value="ShowAll" /><param name="devicefont" value="0" /><param name="embedmovie" value="0" /><param name="swremote" value="" /><param name="moviedata" value="" /><param name="seamlesstabbing" value="1" /><param name="profile" value="0" /><param name="profileaddress" value="" /><param name="profileport" value="0" /><param name="allownetworking" value="all" /><param name="allowfullscreen" value="false" /><embed width="425" height="350" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/Jh8uZUzuRhk&amp;feature" _cx="5080" _cy="5080" FlashVars="" Movie="" Src="" WMode="Window" Play="-1" Loop="-1" Quality="High" SAlign="" Menu="-1" Base="" AllowScriptAccess="" Scale="ShowAll" DeviceFont="0" EmbedMovie="0" BGColor="" SWRemote="" MovieData="" SeamlessTabbing="1" Profile="0" ProfileAddress="" ProfilePort="0" AllowNetworking="all" AllowFullScreen="false" flashvars="" movie="" wmode="Window" play="-1" loop="loop" quality="High" salign="" menu="-1" base="" allowscriptaccess="" scale="ShowAll" devicefont="0" embedmovie="0" swremote="" moviedata="" seamlesstabbing="1" profile="0" profileaddress="" profileport="0" allownetworking="all" allowfullscreen="false" /></object></p>
<p style="text-align: justify;">Buna göre şu an elinizin altında olan elektron tanesi titreştirdiğinizde evrenin diğer ucunda bir elektron aynı anda harekete geçiyormuş. Arada kablo, verici vs olmadığı halde!! Bu ne demek biliyor musunuz? Ya enformasyon sonsuz hızda bir yerden bir yere gidiyor yada hala bu ikisi birbirine bağlı. Büyük patlamadan (big bang) beridir… Aslında hepimiz biriz..! Büyük patlamada tek bir parçacıktık ve patlamayla birlikte her birimiz evrenin uçsuz bucaksız köşelerine dağıldık. Dağıldık ama hala geçmişten gelen bağlarımız devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bence bu son olaylar insanlık tarihini değiştirecek cinsten olaylar. Din adamları ile bilim adamları arasında devam eden kavga bu yüzyılda sona erecek ve bilim adamları Allah’ın varlığını bilimsel! Olarak kabul edecekler. Materyalizm’in sonu gelecek.<a href="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/Gorev-Yoneticisi.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-9" title="Gorev Yoneticisi" src="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/Gorev-Yoneticisi-300x291.png" alt="" width="300" height="291" /></a></p>
<div style="text-align: justify;">
<p>İnsan beyni saniyede 400 milyar byte bilgiyi işliyormuş ve biz ancak bunun 2.000&#8242;nin farkındaymışız. Peki geriye kalan bilgiler nerde? Şuna benzetiyorum, bilgisayarınızda “windows görev yöneticisini” açtığında arka planda koşan bir sürü program olduğunu görürsünüz, bunlar sistem programlarıdır ve Windows açık olduğu sürece koşarlar diğer taraftan Word, excel, explorer gibi programların koştuğu görürsünüz, bunlar da sizin hissettiklerinizdir. Ben bu geriye kalan 399.998.000 byte bilgiyi sistem programlarına benzetiyorum. İnsanın hayatını devam ettirmesi için gereken bilgiler bunlar. Sonuçta, kalbimiz, midemiz, bağırsaklarımız, gözlerimiz ve diğer duyu organlarımız müthiş bir uyum içinde çalışıyor dolayısıyla bunların merkezi bir yer taraftan kontrol edilmesi gerekmez mi?</p>
</div>
<div style="text-align: justify;">
<p>Diğer taraftan atom altı düzeyden bahsetmiştik. Hepimizin bildiği gibi maddenin yapı taşı atomlar. Atomlar çekirdek (nötron ve protonlar) ve etrafında dönen elektronlardan oluşuyor. Fizikçiler elektronların çekirdeğin çok uzağında döndüğünü söylüyorlar-örneğin atom çekirdeğini şöyle bir portakal kadar büyütebilseydik elektronlar yaklaşık 30 km ötelerde bir yörüngede dönüyor olacaklardı. Ne kadar büyük bir mesafe değil mi? Bu elektronlar aynı anda 3.000 yerde bulunabiliyorlar ama aslında hiçbir yerdeler. J  Devam edelim, atomlar birleşip molekülleri, modeküller birleşip maddeyi oluşturuyorlar. Bir basket topunu yere vurduğunuzda aslında basket topunun atomları hiçbir zaman yerdeki atomlara değmiyor, peki ama yere vuran ne o zaman? Fizikçiler çok şaşkın! Diyorlar ki, aslında bizim görüp hissettiğimizin ötesinde bir uzay var. Aslında basket topu tek bir yerde değil bir çok yerde ama duyu organlarımız bize onun tek bir yerde olduğunu söylüyor. Aslında diyor ki, Quantum uzayında maddeler süper position durumundadır. Aynı anda farklı yerdedir yani. Top aslında nerde diye sormak “5 sayısı evli mi bekar mı” diye bir soru sormaya benzer diyor Prof.David Albert. Şimdi tekrar başa dönecek olursak, hatırlayacaksınız 399.998.000 byte bilgiyi sistem altyapısının işleyişi için gerekli olduğunu söylemiştik demek ki bunların bir kısmı etrafımızı algılamak için kullanıldığını söylüyor. Diğer bir anlatımla insanı bir bilgisayara benzetirsek, bilinç bir işletim sistemi (operating system) vücut ise donanım (hardware) oluyor. Yaşantımız boyunca beynimiz tarafından herşey kaydediliyor. (loglanıyor) Ruh bedenden ayrıldığında ise tüm loglar işletim sistemi ile beraber başka bir yerde tasnif ediliyor.. Ölümden sonra yaptıklarımızdan ötürü mükafat yada cezalandırılmak için.</p>
<p>Aslında bu filmde İslam’daki kader kavramına da dokunduruluyor. Kader kavramı biliyoruz İslam’ın beş şartından biri olmakla birlikte anlamakta en zorluk çektiğimiz bölümdür. Eğer ki, bizim kaderimiz önceden yazılmışsa o zaman ne diye dünyaya tekrar gönderiliyoruz. Sonucu baştan belli olan bir şey gibi. Topu elimden bıraktığımda yere düşmesi gibi, yer olduğu için topu elimden bıraktığı gibi. Dikkatli bir izleyici ne demek istediğimi anlayacaktır.</p>
<p>Entrasan bir bölüm de yapılan 2 küçük elektrik devresi ile ilgili. Dr.William Tiller içinde basit devre olan 2 tane kutu yapıyor. Bunların içinde 1-2 diyot, osilatör, resiztörler ve kapasitörlerden oluşuyor. Birini alümünyum folya ile sarıp topraklanmış bir <a title="Faraday Kafesi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Faraday_kafesi" target="_blank">Faraday kafesine</a> koyuyorlar. Diğerini de etrafında 4 yetkin meditasyoncunun oturduğu masanın üzerine koyuyorlar. Meditasyoncular derin bir transa girerek çevreyi temizliyorlar. Sonra dördünden biri cihaz için düşünülen niyeti söylüyor, niyet bir hedef deneyi etkilemek. Mesela saf suyun pH değerini tam 1 derece arttırmak veya tam 1 derece azaltmaktır. Bu niyet dördü tarafından 15 dakika boyunca tutulup öyle olsun diye bırakılmış. Sonrasında alimünyum kaplı cihaz alınıp paketlenmiş ve 2.000 mil ötedeki Minnesota’daki laboratuvara gönderilmiş. Burada tekrar Faraday kafesine yerleştirilmiş ve 20-30 cm yanına su koyulduğunda suyun pH değerinin baştaki niyete göre değiştiğini görmüşler. Demek ki, ortamda bir simetri varsa, simetri diğerinden etkileniyor hem de Faraday kafesinde olduğu halde etkileniyor (Normal şartlar altında eğer niyet bir elektriksel alan olsaydı, Faraday kafesinde bulunan cihaz bundan etkilenmezdi.) Bunlara niyet kaydeden cihazlar demişler. İnsandaki pH değerinin yarım değer bile oynaması ölmesine sebebiyet veriyormuş.</p>
<p>Diğer bir bölüm ise Japon bilim adamını Dr.Masaru Emoto’nun suyla ilgili yaptığı deneyler ile ilgili. Önce Fujiwara Barajından suyu 5ml’lik kaplara koyuyor ve üzerlerine farklı etiketler yapıştırdığı kapları önce -25 derecede 3 saat donduruyor, sonrasında -5 derecede başka bir yere koyuyor. -5 derecede fotoğraflarını çekiyor. Üzerlerine sevgi ve şükran gibi içine olumlu bilgiler koyulan suyun fotoğrafı harikulade simetrik ve güzel. Ölüm gibi olumsuz şeyler yazılan kaptaki suların fotoğrafları ile gerçekten çok çirkin. Bir insan düşüncesi suya bunu yapabiliyorsa kendisine ne yapamaz diye soruyor. Neticesinde %90’ımız su değil mi? Olumlu duygu ve düşüncelerle bedenimizi ve çevremizi etkileyeceğimiz anlatılıyor. Örneğin rastgele 1 ve 0 üreten bir makineyi açarken bugün daha fazla 1 üreteceksin gibi bir niyetle açıldığında makinenin daha fazla 1 ürettiğini istatiksel açıdan ispatlamışlar, biz buna niyet, dua, amel diyoruz aslında. Adamlar duanın gücünü ispatlamışlar. Yıllar önce okudun Hermann Hesse’nin Demian adlı kitabı aklıma geldi. “İstediğin bir şey olmuyorsa demek ki yeterince istemiyorsun demektir..” Tersten söylersek “ne istediğine dikkat et bir gün gerçek olabilir.. J”</p>
<p>Sonuç olarak bizim anlayamadığımız fakat varlığını bildiğimiz başka boyutlar mevcut.<object width="425" height="350" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="_cx" value="5080" /><param name="_cy" value="5080" /><param name="FlashVars" value="" /><param name="Movie" value="" /><param name="Src" value="" /><param name="WMode" value="Window" /><param name="Play" value="-1" /><param name="Loop" value="-1" /><param name="Quality" value="High" /><param name="SAlign" value="" /><param name="Menu" value="-1" /><param name="Base" value="" /><param name="AllowScriptAccess" value="" /><param name="Scale" value="ShowAll" /><param name="DeviceFont" value="0" /><param name="EmbedMovie" value="0" /><param name="BGColor" value="" /><param name="SWRemote" value="" /><param name="MovieData" value="" /><param name="SeamlessTabbing" value="1" /><param name="Profile" value="0" /><param name="ProfileAddress" value="" /><param name="ProfilePort" value="0" /><param name="AllowNetworking" value="all" /><param name="AllowFullScreen" value="false" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/BWyTxCsIXE4" /><param name="flashvars" value="" /><param name="movie" value="" /><param name="wmode" value="Window" /><param name="play" value="-1" /><param name="loop" value="loop" /><param name="quality" value="High" /><param name="salign" value="" /><param name="menu" value="-1" /><param name="base" value="" /><param name="allowscriptaccess" value="" /><param name="scale" value="ShowAll" /><param name="devicefont" value="0" /><param name="embedmovie" value="0" /><param name="swremote" value="" /><param name="moviedata" value="" /><param name="seamlesstabbing" value="1" /><param name="profile" value="0" /><param name="profileaddress" value="" /><param name="profileport" value="0" /><param name="allownetworking" value="all" /><param name="allowfullscreen" value="false" /><embed width="425" height="350" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/BWyTxCsIXE4" _cx="5080" _cy="5080" FlashVars="" Movie="" Src="" WMode="Window" Play="-1" Loop="-1" Quality="High" SAlign="" Menu="-1" Base="" AllowScriptAccess="" Scale="ShowAll" DeviceFont="0" EmbedMovie="0" BGColor="" SWRemote="" MovieData="" SeamlessTabbing="1" Profile="0" ProfileAddress="" ProfilePort="0" AllowNetworking="all" AllowFullScreen="false" flashvars="" movie="" wmode="Window" play="-1" loop="loop" quality="High" salign="" menu="-1" base="" allowscriptaccess="" scale="ShowAll" devicefont="0" embedmovie="0" swremote="" moviedata="" seamlesstabbing="1" profile="0" profileaddress="" profileport="0" allownetworking="all" allowfullscreen="false" /></object></p>
<p>Bu boyutta bizim hayalimizin ötesinde mucizeler bulunmakta. Yaşadığımız 3 boyutlu dünyada kendimizi biraz zorlarsak dört boyutlu bir evreni hayal edebiliriz. (4.boyut : zaman) Beş ve üzeri boyutların olduğunu belki matematiksel olarak ispatını yapabiliriz ama hayal edemeyiz. Üniversitedeki bir fizik hocam anlamaya çalışmanın çok acı verdiğini en doğrusu öyle olduğunu kabul edip inanmak olduğunu söylemişti.</p>
<p>Allah’ım hepimizi bağışla ve sevdiğin kullarından eyle..</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halukongoren.com/2012/01/03/kuantum-fizigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kontratiev Dalgaları</title>
		<link>http://www.halukongoren.com/2011/07/17/kontratiev-dalgalari/</link>
		<comments>http://www.halukongoren.com/2011/07/17/kontratiev-dalgalari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jul 2011 15:46:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haluk Öngören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halukongoren.com/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[Kontratiev teorisine göre zaman içinde dünya ekonomisindeki iktisadi dalgalanmalar İlginçtir Kontratiev dalgaları kavramının varlığından ilk kez doktora yeterlilik sınavında sorulan bir sorudan sonra haberim oldu. Tahmin edersiniz ki, adını bile duymadığım bu kavram karşısında ne cevap vereceğimi şaşırmış, tabiri caizse &#8230; <a href="http://www.halukongoren.com/2011/07/17/kontratiev-dalgalari/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="attachment_64" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px;"><a href="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/Kondratieff_Wave.png"><img class="size-medium wp-image-64" title="Kondratieff_Wave" src="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/Kondratieff_Wave-300x138.png" alt="" width="300" height="138" /></a>Kontratiev teorisine göre zaman içinde dünya ekonomisindeki iktisadi dalgalanmalar</p>
<p class="mceTemp">İlginçtir Kontratiev dalgaları kavramının varlığından ilk kez doktora yeterlilik sınavında sorulan bir sorudan sonra haberim oldu. Tahmin edersiniz ki, adını bile duymadığım bu kavram karşısında ne cevap vereceğimi şaşırmış, tabiri caizse zom olmuştum ..:) Neyse ki, daha sonraları bu kavramı araştırdım ve ilginç sonuçlara ulaştım ve bu yazımda da sizlere iletmeye çalışacağım.</p>
<p style="text-align: justify;"><img title="Daha fazla..." src="http://yedek.halukongoren.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /><span id="more-62"></span>Wikipedia&#8217;ya göre, 1925 yılında Rus ekonomist Nikolai Kontratiev tarafından &#8220;<em>The major economic cycles</em>&#8221; adlı kitabında tamamen gözlemlere dayanan ilk kavramsal tanım getirilmiş. Kontratiev&#8217;in görüşleri dönemin Sovyet lideri Stalin&#8217;in hoşuna gitmemiş olacak ki, kendisi 1928 yılında kamudaki görevinden aczedilmiş sonrasında ise 1938 yılında idam ile sonuçlanacak süreç başlamış. Stalin&#8217;e göre kapitalist rejim günün birinde göçecek ve sosyalizmin haklılığı ortaya çıkıp varlığını perçinleyecekti. Oysa ki, Kontratiev tam aksini söylemekle birlikte bir takım dalgalanmaların olacağını ancak her düşüşün ardından bir yükselişin geleceğini bunun kapitalizmin sonu olmadığını ifade ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">1939 yılında ünlü iktisatçı Joseph Schumpeter yapılan çalışmaları farketmiş ve 1939 yılında yayınladığı &#8220;<em>Business Cycles</em>&#8221; adlı kitabında bu kavramı <a title="Kontratiev Wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Kondratiev_wave" target="_blank">Kontratiev dalgaları </a>olarak isimlendirecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kısa tarihten sonra Kontratiev dalgaları ile ifade edilmek istenen hususlara bakalım. Kontratiev&#8217;e göre kapitalist düzende ekonomi iniş ve çıkışlardan oluşmaktaydı. Bazı dönemlerde yükseliş dönemine giren iktisadi düzen harikulade seyrediyor bu dönemlerde insanların harcamaları ile birlikte refah düzeyleri de artıyor güllük gülüstanlık bir durum ortaya çıkıyordu. İşin kötüsü bundan sonra bir iniş dönemi başlıyor, işssizlik ve borçlanma artıyor ve dibe vuruş gerçekleşiyordu. Sonrasında ise tekrar yükseliş başlıyordu. Çok fazla teknik detaya girip okuyucuların kafalarını karıştırmak istemiyorum ama bu döngü kısaca 40 ile 60 yıl arasında birbirini tekrar ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">- 1780-1840 : Sanayi devrimi, tekstilde fabrika dönemi,</p>
<p style="text-align: justify;">- 1840-1890 : Buharlı makinenin icadı ve demiryolları çağı,</p>
<p style="text-align: justify;">- 1890-1940 : Elektriğin icadı,</p>
<p style="text-align: justify;">- 1940-1990 : Fordizm-bant üretim sisteminin keşfi</p>
<p style="text-align: justify;">- 1990-???? : İnternetin keşfi</p>
<p style="text-align: justify;">Schumpeter&#8217;in yorumuyla ekonomik kalkınma önemli bir buluş ile ortaya çıkmaktadır. Kalkınma modeli teorisi modelini &#8220;yenilik yaratma&#8221;, &#8220;satın alma gücü yaratma&#8221; ve &#8220;girişimci yardımıyla yenilikleri uygulama&#8221; aşamaları olmak üzere 3 temel aşama ile açıklamış, açıklarken de yenilik ve girişimci kavramlarının kalkınma sürecini nasıl etkilediğini incelemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalkınmayı büyüme ile eşdeğer tutan neo-klasik teori üretim fonksiyonunu sadece sermaye (<em>K</em>) ve işgücü (<em>L</em>) ile açıklamış teknik bilgi ve organizasyonu veri olarak kabul etmiş ve ölçeğe göre sabit getiriyi esas almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Üretim fonksiyonu = Y = f(K, L)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Kalkınma ile ilgili literatürde adı yenilik ve girişimci kavramları ile birlikte anılan <a href="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/schumpeter.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-63" title="Joseph Alois Schumpeter" src="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/schumpeter-228x300.jpg" alt="" width="228" height="300" /></a>Schumpeter&#8217;e göre maddi unsurlar yönünden ele alındığında temel üretim faktörleri olan K, L ve toprak (<em>N</em>) dikkate alınmıştır. Neo-klasiklerden ayrıldığı nokta ise olaya gayrimaddi faktörleri dahil etmiş bunları da teknoloji (<em>T</em>) ve sosyo ekonomik unsurlar (<em>U</em>) yer almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Y= f(K, L, N, T, U)</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>K, L, N -&gt; Büyümenin unsurları</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>T, U -&gt; Kalkınmanın unsurları</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halukongoren.com/2011/07/17/kontratiev-dalgalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Steve Jobs II</title>
		<link>http://www.halukongoren.com/2011/04/20/steve-jobs-ii/</link>
		<comments>http://www.halukongoren.com/2011/04/20/steve-jobs-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 16:03:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haluk Öngören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halukongoren.com/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[2 Nisan tarihli yazımda Apple&#8217;ın CEO&#8217;su Steve Job&#8217;tan ne kadar etkilendiğimi belirtmiş idim. Konuyu biraz daha derinlemesine araştırmayı düşünüyordum ki elime Infomag yayınlarının Steve Jobs hakkındaki kitabı geçti. Bir solukta okudum. Kitabın derinlemesine daldıkça &#8220;acaba&#8221; sorusu beynimi kemirmeye başladı. Acaba &#8230; <a href="http://www.halukongoren.com/2011/04/20/steve-jobs-ii/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2 Nisan tarihli yazımda Apple&#8217;ın CEO&#8217;su Steve Job&#8217;tan ne kadar etkilendiğimi belirtmiş <a href="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/Steve_Jobs_Infomag.png"><img class="alignright size-full wp-image-72" title="Steve_Jobs_Infomag" src="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/Steve_Jobs_Infomag.png" alt="" width="175" height="198" /></a>idim. Konuyu biraz daha derinlemesine araştırmayı düşünüyordum ki elime Infomag yayınlarının Steve Jobs hakkındaki kitabı geçti. Bir solukta okudum.</p>
<p>Kitabın derinlemesine daldıkça &#8220;acaba&#8221; sorusu beynimi kemirmeye başladı. Acaba bu adam en yakın arkadaşlarının yeteneklerini sömüren, onları deli gibi çalıştıran bir kafatası avcısı mıydı?</p>
<p><span id="more-70"></span>Maalesef ki evet..İlk hayal kırıklığı yaşadığım nokta kendisinin yazılım bilmeyişi oldu. Meğer sadece donanımdan (bilgisayar parçalarından) anlıyormuş &#8211; çok üzüldüm; ben öyle hayal etmemiştim..Kendisini Apple&#8217;ın patronu yapan aslında gizli kahraman Steve Wosniak adında bir arkadaşıymış&#8230; Jobs sadece en yakın arkadaşını kullanmakla kalmamış onun gibi yüzlercesini sömürmüş. Haftada 90 saate kadar çalıştırmış, ortaya başarılı bir ürün çıktığında kerameti kendinde bulmuş, başarısız bir ürün çıktığında da ekibini suçlamış. Şirket halka açılıp milyon $&#8217;lar etmeye başladığında tüm serveti kendisi kapamış, arkadaşlarına zırnık bile koklatmamış..Çalışanlarını hep aşağılamış hatta öyle ki, çalışanlar için onunla koridorda veya asansörde rastlaşmak bir kabustan farksızmış. Her an <img title="Daha fazla..." src="http://yedek.halukongoren.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" />kendilerini aşağılayabilir işten atılmalarına sebep olabilirmiş..Öz evladını bile senelerce görmezden gelip sefalet içinde yaşamalarına sebep olmuş..Mühendislerden olmayacak şeyleri talep etmiş, insanları strese sokmuş hatta öyle ki bazılarında kalıcı hasarlar oluşmuş..</p>
<p>Neyse ki kitabın son bölümünde, Jobs&#8217;ın 50 yaşından sonra özellikle hastalığından sonra biraz normalleşmeye başladığından bahsedilmiş. Kişisel özelliklerini şimdilik bir tarafa bırakalım-neticede sınıfı geçemedi.. Hayal gücüne ne diyeceğiz peki? Elektronik devre lehimlerinin inci gibi aynı hizada olmasına gösterdiği hassasiyeti nasıl karşılayacağız? Eğlence devi Disney&#8217;i birkaç animasyon filmi ile dize getirmesine ne diyeceğiz? Bilgisayar dünyasına estetik ve zerafeti getirmesine ne diyeceğiz? Müzik sektörünün tarihini tekrar yazmasına ne diyeceğiz? Telefon devi Nokia&#8217;yı ezip geçmesine ne diyeceğiz? Her başarının arkadasında bir sadistlik var vardır, kolay zengin olunmuyor mu diyeceğiz?</p>
<p>Aslına bakarsanız yukarıda sorduğum soruların yanıtlarını ben de bilmiyorum. Bunun kararını sizler vereceksiniz ancak kitapta okuduğum birkaç bölümü buraya aktarmadan geçemeyeceğim..</p>
<p>97.sayfada IBM&#8217;den bahsediyor. Aynen şu şekilde demiş: &#8220;&#8230; Eğer herhangi bir nedenle büyük bir hata yaparsak ve IBM kazanırsa, yaklaşık 20 yıl boyunca bilgisayarın Karanlık Çağı&#8217;nda kalacağına inanıyorum. IBM pazarın bir sektörünü kontrolüne alırsa, yenilikleri daima engeller. Başkalarının da yenilik yapmasını önler&#8230; &#8221;</p>
<p>317.sayfada tasarımla ilgili &#8220;..Tasarım çok komik bir kelime. Bazı insanlar tasarımın sadece görüntüyle ilgili olduğunu sanıyor. Ama elbetteki derinlerine inerseniz, asıl mesele nasıl <em>çalıştığıdır</em>. Bir şeyi gerçekten iyi tasarlamak için konuyu anlamanız gerekir. Konunun içini-dışını gerçekten iyi bilmelisiniz&#8230;&#8221;</p>
<p>368.sayfada yazılım ile ilgili &#8220;..Apple&#8217;ın temel gücü, çok yüksek teknolojiyi sıradan ölümlülere onları şaşırtan ve heyecanlandıran, nasıl kullanabileceklerini düşündüren bir şekilde getirmesidir ve yazılım bunun anahtarıdır. Aslında yazılım, kullanıcı deneyiminin kendisidir&#8230; &#8221;</p>
<p>Son değerlendirmeyi yapmam gerekirse, Steve Jobs kişilik olarak şahsen tasvip etmediğim bir tip ancak yaptıkları işler hakikaten muazzam. Özellikle tasarım ve yazılım ile ilgili görüşlerine sonuna kadar katılıyorum. Son söz : Kaliteli yazılımın anahtarı başarılı tasarım, başarılı tasarımın anahtarı kaliteli yazılımdır..Ha bir de dış görünüşü de ihmal etmeyelim..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halukongoren.com/2011/04/20/steve-jobs-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Apple CEO&#8217;su Steve Jobs&#8217;dan Hayat Dersi</title>
		<link>http://www.halukongoren.com/2011/04/02/apple-ceosu-steve-jobsdan-hayat-dersi/</link>
		<comments>http://www.halukongoren.com/2011/04/02/apple-ceosu-steve-jobsdan-hayat-dersi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Apr 2011 16:14:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haluk Öngören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halukongoren.com/?p=75</guid>
		<description><![CDATA[Çevrenizdeki insanların Iphone çılgınlığını hepimiz görmüşüzdür. Uzun zaman almamak için direndim ama en sonunda merağıma yenilerek bir Iphone4 satın aldım. İlk izlenimim şunlar oldu; zarif, sağlam görünümlü biraz da entrasan.. Arka kapağı açılmıyor. SIM kartı farklı ve takabilmek için ataç &#8230; <a href="http://www.halukongoren.com/2011/04/02/apple-ceosu-steve-jobsdan-hayat-dersi/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çevrenizdeki insanların Iphone çılgınlığını hepimiz görmüşüzdür. Uzun zaman almamak için direndim ama en sonunda merağıma yenilerek bir Iphone4 satın aldım. İlk izlenimim şunlar oldu; zarif, sağlam görünümlü biraz da entrasan.. Arka kapağı açılmıyor. SIM kartı farklı ve takabilmek için ataç benzeri bir alete ihtiyacınız var. Birlikte verilen şarj aletini aynı zamanda bilgisayarınızın USB&#8217;si üzerinden de kullanabiliyorsunuz. Üzerinde sadece ama sadece tek bir tane tuş var. Daha önceki telefonumun (Nokia E72) üzerinde tam 48 tane tuş vardı !?. Fonksiyonalite anlamında çok zengin ama kullanımı basit hem de çok basit! Sanki telefon sizin aklınızdan geçeni okuyor ve bir işlem yaparken sonraki ihtiyaç duyacağınız hamleyi/kısayolu önünüze getiriyor. (Geçmişte HTC HD2 de çektiğim bir fotoğramı e-mail ortamında gönderme sürecini çözmem tam yarım günümü almıştı) Hakikaten böyle bir makineyi tasarlayan zihniyeti takdir etmemek, arkasındaki aklı merak etmemek elde değildi. Youtube&#8217;da rastladığım videoyu sizlerle paylaşmak istedim ki, bir insanın nasıl olur da dünyayı kendisine hayran bırakacak bir ürünü tasarlarken aklından neler geçtiğini, gücünü nereden aldığını sizler de görebilesiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Dikkatimi çeken en önemli özellik özgüven, ne istediğini bilen, farklı zamanlarda öğrenilmiş bilgilerialakasız yerlerde birleştirebilen, yaptığı işi çok seven ve belki de her şeyden önemlisi kadere inanan..Hayatında yaşadığı olumsuzlukları, dibe vuruşları fırsata çeviren.. Aşağıda kendisinin Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı Türkçe altyazılı 2 bölümden oluşan konuşmayı izleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Bölüm1 (Bölüm 2&#8242;yi görebilmek için aşağıdaki &#8220;Okumaya devam et&#8230;.&#8221; linkini tıklamanız gerekiyor)</strong><br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/btxf-iK8MZQ" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe><br />
<strong><img title="Daha fazla..." src="http://yedek.halukongoren.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></strong></p>
<p><strong><span id="more-75"></span><!--more-->Bölüm2</strong></p>
<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/LG6OqP_rKjs" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halukongoren.com/2011/04/02/apple-ceosu-steve-jobsdan-hayat-dersi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2011 Bütçe Görüşmeleri Hk.</title>
		<link>http://www.halukongoren.com/2010/12/14/2011-butce-gorusmeleri-hk/</link>
		<comments>http://www.halukongoren.com/2010/12/14/2011-butce-gorusmeleri-hk/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Dec 2010 18:58:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haluk Öngören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Bütçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halukongoren.com/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[ 2011 bütçe görüşmelerini TCMB&#8217;nin resmi internet sitesinden takip ediyorum.  Maliye Bakanı Mehmet Şimşek&#8217;in dediklerini dikkatle okudum. Verdiği rakamsal örnekleri çok beğendiğimi ifade etmek durumundayım. Hükümet yetkililerinin dünya, Avrupa ve Türkiye karşılaştırmalı verdiği rakamlar gerçekten çok önemli. Rakamlar asla yalan söylemiyor.. &#8230; <a href="http://www.halukongoren.com/2010/12/14/2011-butce-gorusmeleri-hk/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> 2011 bütçe görüşmelerini TCMB&#8217;nin resmi internet sitesinden takip ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"> Maliye Bakanı Mehmet Şimşek&#8217;in dediklerini dikkatle okudum. Verdiği rakamsal örnekleri çok beğendiğimi ifade etmek durumundayım. Hükümet yetkililerinin dünya, Avrupa ve Türkiye karşılaştırmalı verdiği rakamlar gerçekten çok önemli. Rakamlar asla yalan söylemiyor..</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer taraftan muhalefetin olaylara bakış açısı ve vermiş oldukları tepkiler komiğime gidiyor. Eleştirmekten öte elle tutulur tarafı yok kısaca ipe sapa gelmez ilkokul çocukları gibi basit yaklaşımlar, laf atmalar vs. İktidar olmak istemeyen bir muhalefet, ilginç..</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle cari açık ile ilgili yapılan tespit çok önemli. Türkiye milli tasarrufları ile büyüyemeyen bir ülke, büyümesi için borç alması gerekiyor. Neden milli tasarruflar yetersiz çünkü genç nüfüs yapısı ve gelişmekte olan bir ülke..Bu tip ülkelerde şehirleşme, lüks tüketim ve dışa açılım gibi nedenlerden dolayı ithalat yüksektir. (Marjinal tasarruf eğilimi düşük)</p>
<p style="text-align: justify;">Esas olan dışarıdan alınan borç ile içeride yapılan yatırımların marjinal getirisinin ödenen faiz miktarından fazla olmasıdır. Bu anlamda hükümetin ARGE, kalifiyeli insan (eğitim), enerji ve ulaşım alanlarında getirdiği çözümlemeler takdire şayan. Eski hükümetlerin yaptığı gibi devalüasyon yapalım, TL&#8217;nin değeri düşsün, ithalat pahalı olsun ihracat ucuz olsun, para arzını arttıralım, faizler düşsün gibi ( IS-LM eğrileri falan) Neo-Klasik iktisat teorilerinin doğrusal yaklaşımlarıyla bu işler olmuyor. Hükümet demek ki Schumpeter&#8217;in kalkınma teorisini çok iyi özümsemiş.</p>
<p style="text-align: left;"><span id="more-39"></span>Aşağıda Mehmet Şimşek&#8217;in konuşmasında hoşuma giden detayları aktarıyorum. Metnin tamamını <a href="http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/Tutanak_B_SD.birlesim_baslangic?P4=20799&amp;amp;P5=H&amp;amp;PAGE1=1&amp;amp;PAGE2=67">http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/Tutanak_B_SD.birlesim_baslangic?P4=20799&amp;amp;P5=H&amp;amp;PAGE1=1&amp;amp;PAGE2=67</a> adresinde bulabilirsiniz</p>
<p style="text-align: justify;">*********************************</p>
<p style="text-align: justify;">2009 yılında binde 6 oranında daralan dünya ekonomisinin, 2010 yılında yüzde 4,8; 2011 yılında ise yüzde 4,2 civarında büyüyeceği tahmin edilmektedir. 2010 yılı için tahmin edilen yüzde 4,8&#8242;lik küresel büyüme oranı, Çin hariç tutulduğunda yaklaşık yüzde 3,5&#8242;luk bir rakama düşmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">2010 yılında gelişmekte olan Asya ülkelerinde yüzde 9,4&#8242;lük, Latin Amerika ülkelerinde yüzde 5,7&#8242;lik, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde yüzde 3,7&#8242;lik bir büyüme öngörülmektedir. Türkiye için IMF&#8217;nin 2010 yılı büyüme tahmini yüzde 7,8, OECD&#8217;nin tahmini ise yüzde 8,2&#8242;dir. Burada özellikle şunun altını çizmek istiyorum: Türkiye ekonomisinin performansını bizim esas olarak Avrupa&#8217;daki gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırmamız lazım. Bu açıdan ülkemiz için tahmin edilen yaklaşık yüzde 8&#8242;lik büyüme gerçekten büyük bir başarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">*********************************</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim, son dönemlerde, tabii ki uluslararası camia, bankaların hem sermaye miktarını hem de sermayenin kalitesini artırmak üzere Basel III çerçevesini çizmiştir. Bunlar yapılırken birçok Avrupa ülkesi özellikle Basel III uygulamasının -ki bu sermaye yeterlilik oranını yüzde 8,5&#8242;a çekecek- tedricî olarak 2018 yılında devreye girmesini talep etmişlerdir. Bugün itibarıyla, bizim yaptığımız tahminlere göre, genel sermaye yeterlilik oranı yüzde 19&#8242;un üzerinde olmakla birlikte, Basel III&#8217;e göre Türkiye şimdiden yüzde 17&#8242;lik bir sermaye yeterlilik oranına sahiptir. Yani uluslararası camia 2018 yılında yüzde 8,5&#8242;u öngörürken biz şimdiden yüzde 17 civarındayız.</p>
<p style="text-align: justify;">*********************************</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye ekonomisi, bu yılın ilk üç çeyreğinde kaydettiği yüzde 8,9&#8242;luk büyüme performansıyla dünyada üst sıralarda yer almıştır. Türkiye, Avrupa ve OECD ülkeleri arasında en iyi, en hızlı büyüyen ülkelerden biri olmayı sürdürmektedir. Mevsimsellikten arındırılmış gayrisafi yurt içi hasıla verilerine baktığımızda, Türkiye&#8217;nin kriz öncesinden daha iyi bir noktaya ulaşmış olduğunu memnuniyetle ifade etmek istiyorum. Buna karşın Avrupa Birliğinde hâlâ ekonomisi daralan ülkeler bulunmaktadır. Bakın, Türkiye&#8217;nin yüzde 6 büyüdüğü 2009 yılının son çeyreğinde 24 Avrupa Birliği ülkesi daralmaktaydı. Yine Türkiye&#8217;nin yüzde 11,8 büyüdüğü bu senenin ilk çeyreğinde 13 Avrupa Birliği ülkesi daralmıştır. Bizim yüzde 10,2 büyüdüğümüz bu yılın ikinci çeyreğinde ise Avrupa&#8217;da daralan ülke sayısı 4&#8242;tür. Üçüncü çeyrekte de daralan Avrupa ülkeleri mevcuttur.</p>
<p style="text-align: justify;">Krizin olumsuz etkilerini büyük ölçüde üzerinden atan Türkiye ekonomisinin 2010 yılını yaklaşık yüzde 6,8&#8242;lik bir büyüme oranıyla tamamlayacağını tahmin ediyoruz. Bu, ihtiyatlı bir tahmindir. Uluslararası kuruluşlar ise az önce de ifade ettiğim gibi, Türkiye&#8217;nin bu oranın da üzerinde, yüzde 8 civarında büyümesini öngörmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;"> *********************************</p>
<p style="text-align: justify;">İngiltere&#8217;de; 2011 yılından itibaren KDV oranı yüzde 17,5&#8242;tan yüzde 20&#8242;ye çıkartılıyor. Çocuk yardımı dâhil sosyal yardımlarda kesintilere gidiliyor. Üniversite öğrenci harçları yaklaşık 3 kat artırılarak, 9 bin sterline çıkartılıyor. Emeklilik yaşının 66&#8242;ya çıkartılması bir yasa tasarısıyla şu anda gündemde.</p>
<p style="text-align: justify;">İspanya&#8217;ya bir bakalım: İspanya&#8217;da KDV oranı yüzde 16&#8242;dan yüzde 18&#8242;e çıkartıldı. Emeklilik yaşının 65&#8242;ten 67&#8242;ye yükseltilmesi planlanıyor. Kamuda 2010 yılında maaşlarda nominal yüzde 5 kesinti yapıldı. 2011 yılında da maaşlar donduruluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Portekiz&#8217;de; 2010&#8242;da yüzde 20 olan KDV 2011 yılında yüzde 23&#8242;e çıkartılacak. Gelir vergisi üst dilimi yüzde 45&#8242;e çıkartılıyor. Askerî yatırım harcamalarında yüzde 40&#8242;lık bir indirime gidiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yunanistan&#8217;a bakalım: Komşumuz Yunanistan&#8217;da KDV oranı yüzde 19&#8242;dan yüzde 23&#8242;e çıkartıldı. Kamu çalışanlarının maaşlarında yüzde 8 kesintiye gidildi. Emeklilik yaşının 2015&#8242;e kadar 61&#8242;den 67&#8242;ye çıkartılması öngörülüyor. Vergiye tabi olmayan kilise ve kiliseye ait arsa ve arazilere yeni vergi getiriliyor. İşçilere verilen ikramiyeler kaldırılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya&#8217;da; 2013 yılına kadar kamu sektöründe ücretler donduruldu. 2011 bütçesinde 5,5 milyar avroluk bir kesinti planlanıyor. Bütün bakanlıkların harcamalarında yüzde 10&#8242;luk kesintiye gidildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Romanya&#8217;da; KDV oranı bu sene yüzde 19&#8242;dan yüzde 24&#8242;e çıkartıldı. Kamu çalışanlarının maaşlarında yüzde 25, emekli maaşlarında ise yüzde 15 kesinti yapıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Litvanya&#8217;da; Kamu çalışanlarının ücretleri iki yıl süre ile donduruldu. Emeklilik yaşı kademeli olarak 65&#8242;e çıkartılıyor. Ücretli doğum izni uygulamasına son veriliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İrlanda&#8217;da; 2013&#8242;e kadar KDV oranının yüzde 21&#8242;den yüzde 22&#8242;ye, dört yıl içerisinde yüzde 23&#8242;e yükseltilmesi kararlaştırıldı. 2014 yılına kadar işsizlik maaşı ve çocuk yardımı gibi sosyal yardım harcamalarından 2,8 milyar avroluk bir kesinti öngörülüyor. Devlet memurlarına yapılan ödemelerde yüzde 5 ile 15 arasında kesinti yapılması planlanıyor. Emeklilik yaşı, yine, altmış beşten altmış altıya çıkartıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine benzer şekilde, Almanya&#8217;da askerî personel sayısı 40 bin azaltılıyor. Kamu sektöründe çalışanların sayısı 15 bin azaltılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> *********************************</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye ekonomisinde büyüme oranları ile cari açık arasında doğrudan ve güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Ülkemiz hızlı büyüdüğü her dönemde cari açık vermiştir çünkü yurt içi tasarruf oranlarımız düşüktür. Yurt içi tasarrufların yatırımları finanse etmekte yetersiz kalması, yatırımların bir bölümünün yurt dışı tasarruflarla karşılanmasına, başka bir ifadeyle cari açık verilmesine neden olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Orta ve uzun vadede cari açığı daha makul düzeylere düşürmek için ülkemizin yurt içi tasarruf oranlarını artırması, enerjide dışa bağımlılığı azaltması, katma değeri yüksek mal ve hizmet üretiminde yoğunlaşması ve beşerî sermayesini güçlendirmesi gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Müsaade ederseniz bu hususlar hakkında AK PARTİ hükûmetlerinin bugüne kadar uygulamaya koyduğu tedbirleri sizlerle paylaşmak istiyorum:</p>
<p style="text-align: justify;">İlk olarak, son sekiz yılda toplam yurt içi tasarruflar içerisinde önemli bir yeri olan kamu tasarruflarında artış sağladık yani bütçe açıklarını azaltarak aslında Türkiye&#8217;nin tasarruflarını artırmış olduk. Dolayısıyla 2001 yılından itibaren baktığınız zaman bu tasarruf açığının önemli ölçüde kamudan değil, tam aksine özel sektör tasarruflarının azalmasından kaynaklamakta, çünkü kamu sektörünün tasarrufları yükselmiştir, tabii ki daha da adım atacağız. Özellikle özel tasarrufları artırmak amacıyla son yıllarda iş gücüne katılım oranını ve istihdamı artırmak için tedbirler aldık. Finans piyasalarının derinleşmesi ve finansal araçların çeşitlendirilmesi hususunda gerekenleri yapıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci olarak cari açığı etkileyen diğer bir unsur, tabii ki enerjide dışa bağımlılığımızı azaltacak tedbirleri aldık. Ülkemizin enerji kullanımında büyük oranda dışa bağımlı olduğu bir gerçektir. Ara malı ithalatının önemli bir bölümünü oluşturan enerji ürünleri ithalatı, son yıllarda enerji fiyatlarında yaşanan yüksek oranlı artışla birlikte tabii ki cari açığın büyümesine yol açmıştır. Aslında enerji hariç tutulduğunda yani en kötü yılımızda bile sadece yüzde 1&#8242;ler civarında bir cari açık veriyoruz. Şu son döneme baktığınız zaman, enerjiyi dışarıda tuttuğunuz zaman Türkiye&#8217;de bir cari fazla var yani cari işlemler dengesinde bir fazla var, bir açık söz konusu değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii ki cari açıkta enerji ithalatı önemlidir. Hükûmet olarak enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için son yıllarda gerçekten önemli adımlar attık. Şimdi size birkaç örneğini vermek istiyorum. 2002-2010 döneminde Türkiye&#8217;nin elektrikte toplam kurulu gücü neredeyse yüzde 50 oranında artırılmıştır. Bu artışın yaklaşık üçte 1&#8242;i yenilenebilir enerji kaynaklarından, yani Türkiye&#8217;nin kendi kaynaklarından sağlanmıştır. Ülkemizin su kaynaklarını enerjiye dönüştürmede 2002&#8242;den bu yana çok önemli mesafeler kat ettik. AK PARTİ hükûmetlerinden önceki yetmiş dokuz yılda 12.300 megavat olan kurulu hidroelektrik kapasitesini, sekiz yılda 16.772 megavata çıkardık. Büyük bir kısmı özel sektör eliyle su kullanım hakkı anlaşmaları çerçevesinde yürütülen projeler tamamlandığında, bu kapasite 24 bin megavata çıkacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, Türkiye, 2002 sonunda sadece 17 megavatlık rüzgâr santraline sahip iken, 2010 yılında tabii ki bu 1.200 megavata kadar çıkmıştır. Türkiye, rüzgâr enerjisi kurulu kapasite anlamında bundan birkaç yıl önce Avrupa&#8217;da 35&#8242;inci sıradaydı, bugün 13&#8242;üncü sıraya yükseldik. Öyle inanıyorum ki, önümüzdeki yıllarda yapacağımız yatırımlarla ilk üçe gireceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yine, enerji verimliliği üzerinde de hassasiyetle duruyoruz. Çünkü bu da önemli bir konudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü olarak, tabii ki, katma değeri ve kâr marjı yüksek, bilgi yoğun mal ve hizmet üretimini desteklemeye devam ediyoruz. Bu kapsamda, hükûmetlerimiz döneminde ARGE&#8217;ye hiçbir dönemde olmadığı kadar kaynak aktardık. 2008 yılında çok önemli bir ARGE reformu gerçekleştirdik. Bu çabalarımız sayesinde, Türkiye, ARGE harcamalarında, ARGE personeli artış hızında dünyada ilk üçe girmiştir. Kişi başına ARGE harcamamız 2002 yılında 46 dolar iken, 2009 yılında tam 122 dolar olmuştur. ARGE harcamalarının millî gelire oranı 2009 yılı sonu itibarıyla binde 8,5&#8242;a çıkmıştır. Bu da Avrupa Birliği üyesi olan sekiz ülkeyi geride bıraktığımız anlamına gelmektedir. Tabii ki, orta vadede ARGE harcamalarını daha da yükselteceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Cari açığın azaltılmasında, tabii ki, geleneksel sektörlerin değişim ve dönüşümü için bir çaba içerisindeyiz. ARGE&#8217;ye ek olarak, markalaşmayı ve özgün ürün geliştirmeyi teşvik ediyoruz. Geleneksel sektörlerin fiyat avantajı sağlayacağı bölgelere taşınmasını da tabii ki destekliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Cari açığı azaltmak için 2009 yılında yeni bir teşvik sistemini uygulamaya koyduk. Bu yeni teşvik sisteminde dış ticaret açığının yüksek olduğu alanlara büyük yatırımlar kapsamında özel teşvikler verdik ve burada başarıyı inşallah sağlayacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak, tabii ki Türkiye&#8217;nin rekabet gücünü kalıcı bir şekilde artırmamız lazım. AK PARTİ hükûmetleri döneminde gerek beşerî sermaye yani insanımıza gerekse altyapıya önemli ölçüde yatırımlar yaptık. Bakın, kara yollarında gelinen nokta ortada. Burada yıllık artı 4,8 milyar liralık bir tasarruf sağlıyoruz. Niye? Çünkü kara yolu çok şeritli yol ağını 6.101 kilometreden 19.476 kilometreye çıkarttık. Bu konudaki çabalarımız tabii ki devam edecek. Ama daha önemlisi, demir yollarına da büyük ölçekte kaynak aktarmaya tabii ki devam ediyoruz, buna öncelik veriyoruz. Bir yandan hızlı tren ağları konusunda çalışmalarımız devam ediyor ama öte yandan da daha önemlisi biz hem yeni raylar döşüyoruz hem de var olanları rehabilite ediyoruz. Bakın, şu son sekiz yıl içerisinde yaklaşık 5.500 kilometrelik demir yolu yenileme çalışmasını tamamladık ve yılda ortalama 135 kilometre yeni demir yolu ağı yapıyoruz. 1951-2002 arasında bunun sadece 18 kilometre olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii ki hava taşımacılığında da çok önemli mesafeler katettik. Gerçekten, Türkiye, bu konuda da özel sektörün dinamizmini kullanarak Batı&#8217;yla, dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle arayı çok hızlı bir şekilde kapatmaktadır. 2002 yılında sadece 2 uçuş merkezinden Türkiye içerisinde 25 ilimize uçuş yapılıyordu. Bugün Türkiye&#8217;nin 7 merkezinden 45 ilimize uçuş gerçekleştiriyoruz ve Türkiye hava yolu taşımacılığında sektörün cirosu 2002 yılında yaklaşık 2,2 milyar dolar iken bugün 8 milyar doları aşmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünyayla rekabet etmek için beşerî sermayenin geliştirilmesi yani eğitimin önemi ortadadır. Bu nedenledir ki Millî Eğitim Bakanlığı bütçesini, biz 2002 yılında 7,5 milyardan devraldığımız bütçeyi, tam dört kat artırarak, bu sene içerisinde 28,2 milyar liranın üzerine çıkardık. Tabii ki, önümüzdeki sene de Millî Eğitim Bakanlığı bütçesini yaklaşık yüzde 21 artırarak 34 milyarın üzerine çıkartacağız. Aynı şekilde üniversitelerimize verdiğimiz kaynakları dört kat artırdık ve 2011 yılında da yüzde 23 artırarak 11,5 milyar liraya çıkartacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, ekonominin rekabet gücünü artırmak için, Türkiye&#8217;de verimliliği artırmak için özelleştirme uygulamalarına da büyük önem verdik. Biz, özelleştirmeyi bir gelir kaynağı olmanın çok ötesinde, ekonomide rekabeti, verimliliği, yenilikçiliği artıracak önemli bir yapısal reform olarak görüyoruz. Özelleştirilen kuruluşlarda çalışanlar mağdur edilmemiş, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında geçici personel statüsünde işe yerleştirilme imkânı sağlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özetle, Hükûmetimiz, cari açığı orta ve uzun vadede daha iyi, daha yönetilebilir seviyelere çekmek için ne gerekiyorsa yapmıştır, yapmaya devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">*********************************</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003-2010 Kasım döneminde TÜFE&#8217;deki artış oranı yüzde 107,3. Şunu bir yere not edin: Yani 2003-2010 dönemi enflasyon yaklaşık yüzde 107. Peki bu dönemde biz maaşları ne kadar artırmışız? Bakın, en düşük memur maaşı 392 liraydı, 1.300 liraya çıktı, artış yüzde 207 yani enflasyonun yaklaşık 2 katı. Net asgari ücret 2002 yılında 184 liraydı, 2010 yılı Aralık ayında 599 liraya çıkmış, artış yüzde 194,3. En düşük SSK emekli aylığı 2002 yılında 257 liraydı, 2010 yılında bu 720 liraya çıkmış, artış yüzde 180. En düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı 2002 yılı</p>
<p style="text-align: justify;">Aralık ayında 149 lirayken 2010 Aralık ayında 578 liraya çıkmıştır, artış yüzde 288,7. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) En düşük BAĞ-KUR çiftçi emekli aylığı 2002 Aralık ayında 66 liraydı, sadece 66 liraydı, 2010 yılında Aralık ayı itibarıyla bu 410 liraya çıkartılmıştır, artış yüzde 523,1. En düşük memur emekli aylığı 2002 yılında 377 liraydı, aralık ayı sonu itibarıyla 898 liraya çıkmış ve artış yüzde 138,6. Altmış beş yaş aylığı 2002 yılı Aralık ayında sadece 24 liraydı, 2010 Aralık ayında 101 TL&#8217;ye çıktı ve artış yüzde 311,7. Muhtar aylığı 2002 Aralık ayında 97 liraydı, 2010 yılında bu 354 liraya çıkmış, artış yüzde 263,9.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunları niye veriyorum? Çok basit bir şekilde, enflasyon yüzde 107, burada enflasyonun altında kalan hiçbir kesim yoktur. Birçok kesim enflasyonun iki katı kadar bir maaş artışı sağlamıştır ki, biz bunları küresel bir kriz döneminde yaptık. Bakın, size örnekleriyle ifade ettim; birçok Avrupa ülkesinde maaşlar nominal olarak azaltılıyor, yüzde 5 ile yüzde 25 arasında azaltılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; satın alma gücü itibarıyla da aslında bizim vatandaşımızın, emeklimizin, memurumuzun durumu iyileşmiştir. Bakın, en düşük memur maaşıyla satın alınabilen bazı ürünleri ben burada tablo hâlinde listeledim. Son günlerde en fazla tartışma konusu olan bir husus, dana eti. 2002 Aralık ayında, en düşük memur maaşı alan bir vatandaşımız 45 kilo dana eti alabiliyordu, bugün 51 kilo.</p>
<p style="text-align: justify;">*********************************</p>
<p style="text-align: justify;">Yine, net asgari ücret açısından bakalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Değerli arkadaşlar, dana eti yine, 21 kiloyken 24&#8242;e çıkmış. Bakın, mazot 146 litreden 193 litreye çıkmıştır. Yani satın alma gücü itibarıyla hangi ürüne bakarsanız bakın, Türkiye&#8217;de bütün vatandaşlarımız… Doğal gaza baktığınız zaman, bakın, net asgari ücretle 492 metreküp doğal gaz alınabiliyordu, bugün 837 metreküp doğal gaz alınabiliyor. Ben burada en kötüsünden size örnekler verdim.</p>
<p style="text-align: justify;">*********************************</p>
<p style="text-align: justify;">Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; faiz yükünü azaltmaya devam ediyoruz. Bu noktada, faiz giderleriyle ilgili çok çarpıcı bir tabloyu sizlerle paylaşmak istiyorum. 2002 yılında faiz giderlerimizin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 14,8&#8242;di, yani bütün vatandaşlarımız, bütün şirketlerimiz çalışıyordu, gayrisafi yurt içi hasıla, yani bir katma değer üretiyordu; bu üretilenin yüzde 14,8&#8242;i kamu tarafından iç ve dış borç faizi olarak ödeniyordu. Biz, bu oranı 2009 yılı sonunda yüzde 5,6&#8242;ya indirdik ve 2010 yılı sonunda ise yüzde 4,5&#8242;a indirmeyi öngörüyoruz. Bakın, orta vadeli mali planda yüzde 3,4&#8242;e düşülmesini de hedefliyoruz. 2011 yılında yüzde 3,9 olarak öngördüğümüz faiz giderlerinin millî gelire oranı, 1992&#8242;den bu yana en düşük oranı ifade etmektedir. Aynı şekilde, 2011 yılında yüzde 15,2 olarak öngördüğümüz faiz giderlerinin bütçe içerisindeki payı 1985&#8242;ten bu yana ulaştığımız en düşük seviyedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başka bir açıdan baktığımızda, 2002 yılında topladığımız her 100 liralık verginin yaklaşık 86 lirası faize gidiyordu. 2010 yılında bu 100 liralık verginin sadece 24 lirası faize gitmiş olacak. Mali plan dönemi sonunda, yani 2013&#8242;te bu tutar 18 liraya inmiş olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">2002 yılında yüzde 14,8 olan faiz giderlerinin millî gelire oranı aynı düzeyde kalsaydı, yani aynı oranda faiz ödeseydik, 2011 yılı bütçesindeki faiz giderleri tam 179,3 milyar lira olacaktı. Oysaki 2011 bütçesinde iç ve dış borç faiz giderlerine ayırdığımız miktar sadece 47,5 milyar liradır. Bu, AK PARTİ hükûmetlerinin başarısıdır. Biz, faizden tasarruf etmiş olduğumuz bu kaynağı sağlığa, eğitime, ARGE&#8217;ye ve yatırımlara harcıyoruz, yani halkımızın hizmetine harcıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halukongoren.com/2010/12/14/2011-butce-gorusmeleri-hk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2008 Finansal Kriz Üzerine</title>
		<link>http://www.halukongoren.com/2010/11/18/2008-finansal-kriz-uzerine/</link>
		<comments>http://www.halukongoren.com/2010/11/18/2008-finansal-kriz-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Nov 2010 19:07:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haluk Öngören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[2008 finansal krizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halukongoren.com/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[Dün youtube&#8217;da 2008 finansal kriz ile ilgili bir film seyrettim. Hatta yetmedi bugün bir daha seyrettim. Seyrettikçe gerildim, gerildikçe endişelendim. Neye endişelendin diye sorarsanız, geleceğimiz adına endişelendim. 2008 Finansal Krizi Birazdan sizlere yukarıdaki film ile ilgili gözlemlerimi aktarmaya çalışacağım. Müzikleriyle, &#8230; <a href="http://www.halukongoren.com/2010/11/18/2008-finansal-kriz-uzerine/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün youtube&#8217;da 2008 finansal kriz ile ilgili bir film seyrettim. Hatta yetmedi bugün bir daha seyrettim. Seyrettikçe gerildim, gerildikçe endişelendim. Neye endişelendin diye sorarsanız, geleceğimiz adına endişelendim.</p>
<p><a href="http://www.youtube.com/v/4ECi6WJpbzE&amp;amp;feature" target="_blank">2008 Finansal Krizi</a></p>
<p>Birazdan sizlere yukarıdaki film ile ilgili gözlemlerimi aktarmaya çalışacağım. Müzikleriyle, anlatımıyla gerçekten profesyonelce hazırlanmış. Bugün itibariyle 152,485 kişi seyretmiş.</p>
<p>Sözü fazla uzatmadan detaya geçelim.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-43"></span>2008 finansal krizinin başlangıcının 11 Eylül 2001 olduğu iddia ediliyor. Amerika&#8217;nın finans sembolü, dünya ticaretinin gözbebeği olan ikiz kulelerin bombalanmasının fitili ateşlediği söyleniyor. (Gerald Celente)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu olaydan önce zaten resesyon sinyallerinin alınmaya başladığı, 2001 baharından sonra faiz indirimlerine başlanıldığı ancak bu olaydan sonra faiz indirim hızının hızla arttığı belirtiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yandaki resimden de görüleceği üzere faizler 2003 Temmuz&#8217;unda %1&#8242;lere dayanmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşük faizin uzun zaman düşük kalamayacağından hareketle 2004 Temmuz&#8217;undan itibaren tekrar yükseliş trendine girmiş. 2006 Temmuz itibariyle ise %5,25&#8242;e dayanmış. Eee nolmuş ki, bunlar olağan şeyler, kapitalist düzende faizler iner de çıkar da diyenler olabilir. Doğrudur. Ama gerçekler ne yazık ki öyle masum değil. 17 Haziran 2002&#8242;de G.W.Bush TV&#8217;lerde aynen şunu demiş..&#8221;I do believe American dream, owning a home is the part of that dream..&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca demiş ki, ev alın ve Amerikan rüyası gerçek olsun. Bu rüyanın desteklenmesi için Freddie Mack ve Fannie Mae adlı hükümet destekli mortgıç fonlarını kurmuş. Bu iki kuruluş ne yapmış, demiş ki, herkes ev sahibi olacak, gelin size kredi verelim. Ne olursan ol, gel demişler..Ödeyemezsen devlet baba öder sıkma canını demişler. Bunu gören vatandaşlar da saldırmış tabi..Evsizler, düşük gelirliler..İlk başlarda işler iyi gitmiş. Azgın fon arzı ev fiyatlarında yükselişi tetiklemiş. Yükselen ev fiyatları ile birlikte vatandaşlar Home Equity Loan&#8217;a saldırmışlar. Ne demek bu, yani evin ipotek değeri ile piyasa değeri arasındaki farkı teminat göstererek evlerini döşemişler, boyatmışlar, mobilya perde, otomobil almışlar..Peki fon arzedenler bu kadar çok parayı nerden bulmuşlar? Cevap harika..Finansal mühendislik, bu ne menem bir şeydir? İnşaat mühendisliği mi demek istedi, yoksa makine mi <img src='http://www.halukongoren.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Yok değil doğru &#8211; Finans Müh. Ne yapmış bu parlak insanlar, ipotekleri menkul kıymetleştirmişler. Sonra da Almanya, İtalya ve Çin gibi ülkelere satmışlar. Gelen para ile tekrar kredi vermişler. Kredi derecelendirme kuruluşları AAA rate etmişler..Devlet garantisi var, diğer taraftan sigortası var, yani borçlu ödemezse AIG ödeyecek. E rate de AAA, ne güzel..</p>
<p style="text-align: justify;">İşler 2006 yılında faizlerin normal hadlerine doğru yükselmesi ile birlikte sarpa sarmaya başlamış. Menkul kıymetlere talep edenlerde bir düşüş yaşanmış, akabinde likidite sıkıntısı başgöstermiş. Faizlerin yükselmesi ile birlikte daha önce düşük faizden değişken borçlananlar da borçlarını ödeyemez hale gelmişler. Ceketlerini alıp evlerden çıkmaya başlamışlar. Derkeen, ev fiyatları düşmeye başlamış. Ev satışları hızlanmış çünkü insanlar evin balon değerleri üzerinden borçlanmışlarmış. Neyse, Bush bakmış ki durum kötüye gidiyor piyasaya biraz para enjekte edelim deyip 700 milyar $ piyasaya akıtmışlar. Paraya ihtiyacı olmayan bankalara bile zorla para verilmiş. Kasım 2008 itibariyle faizleri tekrar %1 nisbetine çekmişler ki, tekrar vatandaş tüketime yönelsin.</p>
<p style="text-align: justify;">Halbuki vatandaşın tüketime mecali kalmamış, onlar zaten geleceklerinden harcamışlar..15 Eylül 2008 de tarihin en büyük banka iflası gerçekleşmiş, Lehman Brother&#8217;s bütün ihtişamıyla batmış. Eğer Bush yukarıdaki önlemleri almasaymış ülke batacakmış..</p>
<p style="text-align: justify;">Ocak 2009 itibariyle faizler practically % 0 nisbetine gerilemiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra Obama gelmiş. İlk icraati, 17 Şubat 2009&#8242;da 787 milyar $&#8217;lık kurtarma paketi olmuş. David M.Walker adındaki bir vatandaş kurtarma paketlerinin 3 sebep yüzünden başarısız olduğunu ifade ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">1.Objective to achieve, yani biz bunu niçin yapıyoruz, hedefimiz ne&#8217;nin saptanmamış olması<br />
2.Parayı kime vereceğiz/kimlere vermeyeceğiz&#8217;in kriterlerinin belirlenmemiş olması<br />
3.Bu parayı alanlar bu para ile neleri yapıp neleri yapamayacakları&#8217;nın netleştirilmiş olmaması.</p>
<p style="text-align: justify;">Deniyor ki, günde 3 tane tarifeli uçağın inip kalktığı Pennsylvania&#8217;daki John Murtha havalimanına ilk kurtarma paketinden 200 milyon $, sonrakinden ise 800.000 $ kaynak aktarılmış. Neymiş havalimanını daha güvenli hale getireceklermiş. Havalimanı yetkilisine bu parayı neden böyle yaptınız, daha rasyonel bir şeyler yapamazmıydınız diye sorulduğundan yüzünün aldığı ifade gerçekten çok ilginç izlemenizi tavsiye ederim (30:45. dakika)</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer dünya merkez bankaları da Amerika&#8217;yı aynı şekilde taklit etmişler. Faiz indirimleri ve kurtarma paketleri peşi sıra gelmiş. Ellerinde menkul kıymet bulunan şirketler hükümetler bunları ne yapacaklarını kara kara düşünmeye başlamışlar. Satmak istese alan yok, para etmiyor, diğer taraftan yükümlülükleri var, zarar halinde ne kadar borca batacakları belli değil. Deyim yerindeyse saatli bomba, e kolay değil-finans mühendisleri tasarlamışlar. Kimse anlayamasın diye..</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bugun faiz hadlerinde %1&#8242;lik bir oynama meydana gelirse bunun Amerika&#8217;ya maliyetinin 100 milyar $ olduğu ifade ediliyor. G20 ülkelerinin 2011 yılı itibariyle ulusal borçlarının GSMH&#8217;ın %100&#8242;ünün üzerine çıkılacağı iddia ediliyor. Hal böyle olursa da 2012 yılında bankaları kurtaracak devletlerin kalmayacağı, devletleri kimin kurtaracağı soruluyor..</p>
<p style="text-align: justify;">Çünkü daha önce uygulanan faiz indirim ve kurtarma paketi çözümlerinin artık işlevsiz olacağı söyleniyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halukongoren.com/2010/11/18/2008-finansal-kriz-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mutlak Rezerv</title>
		<link>http://www.halukongoren.com/2010/11/15/mutlak-rezerv/</link>
		<comments>http://www.halukongoren.com/2010/11/15/mutlak-rezerv/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Nov 2010 19:06:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haluk Öngören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halukongoren.com/?p=91</guid>
		<description><![CDATA[Bir önceki yazımızda bankaların %100 rezerv tutmasından bahsetmiş idik. Şimdi bu konuyu inceleyecelim. Konuyu ilk olarak büyük iktisatçı Irwing Fisher 1935 yılında yayınladığı 100% Money adlı eserinde işlediğini görüyoruz. Kitabın giriş kısmında Fisher, 1929 yılında ABD&#8217;de 23 milyar $&#8217;ı banka &#8230; <a href="http://www.halukongoren.com/2010/11/15/mutlak-rezerv/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bir önceki yazımızda bankaların %100 rezerv tutmasından bahsetmiş idik.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu konuyu inceleyecelim. Konuyu ilk olarak büyük iktisatçı Irwing Fisher 1935 yılında yayınladığı <em><strong>100% Money</strong></em> adlı eserinde işlediğini görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><img title="Daha fazla..." src="http://yedek.halukongoren.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" />Kitabın giriş kısmında Fisher, 1929 yılında ABD&#8217;de 23 milyar $&#8217;ı banka parası olan toplam 27 milyar $&#8217;lık para arzının nasıl oluştuğunu açıklamaktadır. 1933&#8242;e gelindiğinde para arzı 20 milyar $&#8217;a geriledi ve bunun 15 milyarı banka parasıydı. Devlet kendi para miktarını 1 milyar arttırırken, ticar bankalar borçlerını geri çağırmak suretiyle paralarının 8 milyarını yok etmişti. Kaynaklar ve çalışmaya hazır işgücü boldu ve toplum da çalışacak iş istiyordu ancak ticari işlemleri yürütecek yeterli para olmadığından milyonlarca işçi atıl kaldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Fisher&#8217;in en önemli argümanı bankaların para üretme fonksiyonunun kaldırılması bu işin tamamen devlet tarafından üstlenilmesiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Fisher&#8217;i ortaya attığı bankcaılık yapısında 2 çeşit hesap olacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Birincisi ticari bankanın %100 rezerv tuttuğu faiz işletilmeyen vadesi mevduat olacaktı. Bu fonlar istenildiği anda çekilebilir olacak, kişilere yada devlete borç verilemeyecekti. Devamında ise çeklerin şekli de değişecekti. Bugun anladığımız şekilde kişiler sadece bloke çek keşide edebileceklerdi yani karşılığı banka tarafından %100 garanti edilmiş olacaktı.<br />
İkincisi hesap ise bir yatırım hesabı türünde olacaktı. Yatırım hesabına yatırılan para, mevduat sahibi tarafından üzerinde anlaşılan bir vade sonuna kadar çekilemeyecekti. Bu süre, bir aracı olarak banka tarafından verilen kredinin vadesi kadar olacaktı. Para borç verildiğinden, elde edilen getiri de mevduat sahibine iletilecekti. Aynı şekilde banka kendisi için, tasarruf ve kredi işlemlerine aracılık ettiğinden katlandığı maliyetlere ilişkin bir komisyon alacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, bu yeni (aslında eski) bankacılık önerisinin getirdiği sunuçlara bakalım.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Yatırım hesaplarındaki para, mevduat sahipleri tarafından istenildiği anda çekilmeyeceğinden, bu para kendilerinin kendi satın alma faaliyetlerinde kullanılmayacaktı.</li>
<li>Mevcut tüm yatırım hesaplarının toplamı sadece ekonomide oluşan mevcut parayla verilen toplam kredi hacmini büyütecek ve yeni para sayılmayacaktı.</li>
<li>Vadesiz hesaplar için %100 karşılık tutulacağından bankacılık sisteminin yeni banka parası yaratması imkansız olacaktı.</li>
<li>Kaydi para yaratılmadığından enflasyonist baskı sözkonusu olmayacaktı</li>
<li>Mevduat kilit altına alındığından bankaların korkulu rüyası olan likidite riski otomatik olarak bertaraf edilmiş olacaktı.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Fisher önerisinde yapılacak bir yasal düzenleme ile , düzenleme öncesi banka parası arzının devlet parası arzını geçmesi durumunda , ticari bankaların istenen nakit oranlarını gerçekleştirmesini sağlayacak yeterli devlet parası yaratılacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni üretilen devlet parasının ticari bankalara hangi yolla iletileceğine gelince, Fisher bu konuda da parlak bir öneri getiriyor. Devlet bu yeni yaratılmış parayı kullanarak mevcut devlet borçlarını geri alacaktır (yani borç monetize edilecektir). Milli borç nasıl banka parası üretmek suretiyle yaratıldıysa, şimdi de devlet parası üretmek suretiyle ortadan kaldırılacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gördüğünüz üzere Fisher&#8217;in önerisi gerçekten çok entrasan. Bu öneriyi yaptığı dönemlerde Fisher&#8217;in banka lobileri ile karşılaştığı çekişmeyi tahmin etmek hiç de zor değil. Bu akıllı iktisatçıya herhalde demediklerini bırakmamışlardır. Bugünkü işleyen düzene bakıldığında karşı tarafın galip geldiği kesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Bizim bir önceki önerimizde bahsettiğimiz altın para sistemi bir anlamda Fisher&#8217;in önerisi ile örtüşüyor ayrıldıkları nokta ise devletin para yaratma özelliği. Neden, çünkü bizim modelimizde, devletin para yaratabilmesi için karşılığında altını olması gereklidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Not : Bu yazının yazımızda Tarek El Diwany&#8217;in Faiz Sorunu adlı kitabının 107-112 sayfalarından istifade edilmiştir. (İz Yayıncılık, Türkçesi Mehmet Saraç, 2008)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halukongoren.com/2010/11/15/mutlak-rezerv/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dalgalı kurda altına geri dönelim..</title>
		<link>http://www.halukongoren.com/2010/11/09/dalgali-kurda-altina-geri-donelim/</link>
		<comments>http://www.halukongoren.com/2010/11/09/dalgali-kurda-altina-geri-donelim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Nov 2010 19:09:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haluk Öngören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halukongoren.com/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, dünyanın önde gelen ekonomilerinin kur hareketlerine rehberlik etmesi için altını yeniden standart haline getirmesi çağrısı yaptı Financial Times gazetesine bir yazı yazan Zoellick, altına bağlı dalgalı kurlar için 1971 yılında sona eren Bretton Woods sisteminden &#8230; <a href="http://www.halukongoren.com/2010/11/09/dalgali-kurda-altina-geri-donelim/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><em>Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, dünyanın önde gelen ekonomilerinin kur hareketlerine rehberlik etmesi için altını yeniden standart haline getirmesi çağrısı yaptı</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Financial Times gazetesine bir yazı yazan Zoellick, altına bağlı dalgalı kurlar için 1971 yılında sona eren Bretton Woods sisteminden sonra, ‘Bretton Woods 2’ adında yeni bir sisteme gereksinim duyulduğunu belirtti.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni sistemin dolar, euro, yen, sterlin ve yuan’ın hesaba katılarak oluşturulması gerektiğini belirten Zoellick, “Bu sistemde, piyasaların enflasyon, deflasyon ve gelecekteki kur değerlerine yönelik beklentileri için altının uluslararası bir referans olarak kullanması gerekiyor” dedi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img title="Daha fazla..." src="http://yedek.halukongoren.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" />İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1945’te kurulan ve Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yönetilen ilk Bretton Woods sistemi, altın değerine bağlı bir kur sistemi geliştirmişti. Zoellick’in çağrısıyla alevlenen kur tartışmalarının, perşembe günü Güney Kore’deki G20 zirvesinde de devam etmesi bekleniyor..</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kaynak : <a href="http://bigpara.ekolay.net/M3/haber_detay.asp?id=729468" target="_blank">http://bigpara.ekolay.net/M3/haber_detay.asp?id=729468</a></em></p>
<p style="text-align: justify;">*************************************************************************************</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıdaki haberi okuduğumda &#8220;evet budur!&#8221; dedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Zoellick doğru söylüyor aslında ama kendine de pay çıkartıyor. Neymiş, dolar&#8217;ın da hesaba katılması lazımmış. Doları kattık da ya diğer abiler, onlara haksızlık olmayacak mı? Tabi ki, herkes senyoraj hakkından faydalansın-o zaman euro, yen, sterlin ve yuan&#8217;ı da hesaba katalım, herkes mutlu mesud yaşasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Katılmadığım yer işte burası.</p>
<p style="text-align: justify;">Bence, eğer evrensel bir para sistemi oluşturulacak ise bunun tek kaynağı altın olmalıdır. Anlamayanlar için &#8220;Au&#8221; .. (işin içine biraz da kimya katalım hehe)</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle bir sistem hayal ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Uluslararası bir altın takas ve saklama merkezi (ATSM) kuruluyor. ATSM aynı zamanda para da basıyor. Örneğin 0,01gr, 0,10gr, 1gr, 5 gr, 10gr ve 100gr altına tekabul eden banknotlar basıp belli bir ücret karşılığında kendisine altın getirenlere veriyor. (aynen</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı&#8217;daki darphaneler gibi) Bunun para birimi de AU olsun. Banknot getirip karşılığında altın almak isteyene de altın iade ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk etapta tüm dünya ülkeleri ellerindeki altınları ATSM&#8217;ye getirip karşılığında banknotlarını alıyorlar. Bu şekilde bir para piyasası oluşuyor, altın karşılığı banknotlar mal ve hizmetler için bir değişim aracı olarak kullanılmaya başlanıyor. Hoşgeldin universal para birimi..Tüm bireyler/ülkeler artık neyi neyin karşılığında sattığını biliyorlar. İhracat ve ithalat işlemlerinde ne satıp ne aldıklarını biliyorlar..(örneğin şu an Çin&#8217;in elinde 3 Trilyon $ var-Kaynak : http://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2010/02/index.htm, Allah sabır versin-gece gündüz çalıştılar yeşil yeşil dolarları biriktirdiler-kıyaslama yapmak için belirtmek gerekirse TR&#8217;nin 2009 yılı GSYH&#8217;sı yaklaşık 617 mio $-Kaynak : TUIK)</p>
<p style="text-align: justify;">Banknota neden ihtiyaç var diye soranlara cevabımız şudur. Altını taşıması ve saklaması kolay olmadığındandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradaki temel sorun şu: AU&#8217;yu bankaya yatırdığımızda ne olacak? Eğer Bankalar kaydi para yaratmaya devam ederse bazı paraların ATSM&#8217;de karşılığı olmayacak, bu da kaosa neden olmayacak mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun cevabı da şu olacak : Buradaki kritik bir konu bankaların kaydi para yaratma fonsiyonu feshedilecektir. Bu ne demek, bankalar topladıkları fonları kredi olarak verirse, mevduat sahipleri parasını geri çekebilmek için kredinin geri ödenmesini bekleyecek diğer bir deyişle vadesinden önce parasını çekemeyecek. Yani %100 rezerv! Sermaye yeterlilik rasyosu tavana vurmuş bankalar.. Kaldıraç etkisinden faydalanamayan bankalar.. Daha az kar eden bankalar.. (Burada uzun yıllardan beridir bir sakatlık vardı, bankaların bu kadar kar elde etmeleri hiç rasyonel değildi)</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi yukarıdaki önermenin dayanaklarını açıklayalım.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/gold.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-95" title="Altın" src="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/gold-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Neden altın?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Değerli madenlerin bir üretim maliyeti vardır. Oysa kağıt paranın üretim maliyeti yok denecek kadar azdır. Eğer altını üretme maliyeti, değerini geçiyorsa altını yeraltından çıkarmanın anlamı yoktur. Altının para olması halinde altın madeni şirketleri daha fazla altın üreteceklerdir. Dolayısıyla para arzının devamlı arttığı bir mekanizma olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tersten baktığımızda para arzının artması için arka tarafta emek ve alın teri olması gerekir. Keyfe keder para basma olmayacağından devalüasyon tehlikesi de yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Başka bir nokta; altın tüm insanlığın değeri üzerinde mutabık kaldığı universal bir madendir. Dolayısla kabullenme noktasında sıkıntı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara , oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı..&#8221; (Kur&#8217;an, 3:14)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Allah herşeyi bir amaçla yaratmıştır, Ibn Haldun&#8217;a göre altın ve gümüşün yaratılış amacı da para olarak iş görmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Allah iki değerli maden altın ve gümüşü bütün sermaye birikimlerinin değer ölçüsü olarak yaratmıştır. Altın ve gümüş bu dünyada yaşayanların tercihine göre hazine ve mülk olarak kabul ettikleri şeylerdir. Belirli durumlarda diğer varlıklar elde edilse bile, bunlar, nihayetinde altın ve gümüşe sahip olabilmek içindir. Altın ve gümüş haricinde diğer bütün şeyler piyasa dalgalanmasına bağlıdır. Bu ikisi kârın, mülkün ve hazinenin temelidir&#8221; (Ibn Haldun, Mukaddime, (1967) s.313.)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Özetle, yukarıdaki önerme para kavramını ve banka kavramını değiştiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Başka bir yazımızda Altın Para Standartı, Bretton Woods ve Petrol krizinden biraz bahsedelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Devamında ise de yukarıdaki önermeyi faiz döngüsü ve Irwing Fisher&#8217;in &#8220;Quantative Theory of Money&#8221; si kapsamında değerlendirelim. Yine Irwing Hoca&#8217;nın 1935&#8242;lerde söylediği bankalara kaydi para yaratma özelliğinin verilmesini ayağa sıkılan kurşunla eşdeğer tutmasının sebeplerini açıklayalım..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halukongoren.com/2010/11/09/dalgali-kurda-altina-geri-donelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2008 krizinde Basel 2&#8242;nin etkisi nasıl olmuştur? Basel 2&#8242;nin geleceği ne olacak?</title>
		<link>http://www.halukongoren.com/2010/10/31/2008-krizinde-basel-2nin-etkisi-nasil-olmustur-basel-2nin-gelecegi-ne-olacak/</link>
		<comments>http://www.halukongoren.com/2010/10/31/2008-krizinde-basel-2nin-etkisi-nasil-olmustur-basel-2nin-gelecegi-ne-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 19:23:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haluk Öngören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halukongoren.com/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[2008 yılında çalıştığım bankada Basel gereği kredi değerlendirme notlarının hazırlanması için bir danışman firma ile anlaşmış ve ilk toplantımızı gerçekleştirmek için yönetim katında toplanmıştık. Başlanacak büyük ve kapsamlı çalışmaya başarı dilemek için Genel Müdürümüz rahmetli Adnan Büyükdeniz salona girdiğinde hepimiz &#8230; <a href="http://www.halukongoren.com/2010/10/31/2008-krizinde-basel-2nin-etkisi-nasil-olmustur-basel-2nin-gelecegi-ne-olacak/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">2008 yılında çalıştığım bankada Basel gereği kredi değerlendirme notlarının hazırlanması için bir danışman firma ile anlaşmış ve ilk toplantımızı gerçekleştirmek için yönetim katında toplanmıştık. Başlanacak büyük ve kapsamlı çalışmaya başarı dilemek için Genel Müdürümüz rahmetli Adnan Büyükdeniz salona girdiğinde hepimiz ayağa kalktık. Büyükdeniz bizleri kısaca selamladıktan sonra sözüne soruyla başladı. &#8211; Sizce kredi vermek ilim midir yoksa sanat mı? Hepimiz şok olmuştuk. Yıllarca bu işlere kafa yormuş, doktorasını yapmış bir akademisyenin tam da projenin açılış toplantısında böyle bir soru sorması beni rahatsız etmişti. Kendisi sorduğu sorunu cevabını verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">- Ben önceleri kredi vermenin ilim olduğunu zannederdim ama sonraları gördüm ki, bu iş ilim değil sanatmış arkadaşlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Büyükdeniz aslında bize şu mesajı vermeye çalışıyordu. Regülatör bu çalışmayı bizden istiyor. Bu çalışmayı yapın ama çok da fazla enerjinizi harcamayın diyordu. Ne demek istediğini 2 yıl sonra okuduğum kitapta anladım. Aşağıdaki yazı Costas Lapavitsas&#8217;ın Finansallaşmış Kapitalizm : Kriz ve Finansal Müsadere kitabının 58-63. sayfalarından alınmıştır. Bankalar riski değerlendirmek ve uygun düzeyde sermayeyi ellerinde tutabilmek için kendilerinden borçlananlar hakkında bilgi edinmeye ihtiyaç duyarlar. Ana yolcu iktisat, bankaların niteliksel ve niceliksel şekillerde bilgi edindiklerini kabul eder. İlki, borçlularla düzenli iletişim kurulmasını, kişisel ilişkileri, borçlunun faaliyetlerini yürüttüğü yerin ziyaret edilmesini ve şirket yönetim kuruluna personel yerleştirilmesini içerir. İkincisi ise hem şirketlerle ilgili hem de genel olarak piyasalarla ve ekonomiyle ilgili nicel verilerin analizini içerir. ABD bankaları bilgi edinmek için &#8220;yumuşak&#8221; ve &#8220;ilişkilere dayalı&#8221; yöntemlerden uzaklaşarak &#8220;katı&#8221; istatistiklere dayalı tekniklere yönelmelerine neden oldu. Daha özgül olarak bakıldığında bankalar, ipotek ve tüketici kredileri verirken kredi notu yöntemini benimsediler. Bu yöntem, bireysel bir not belirlemesini sağlayan ve istatiksel açıdan istendiği gibi değiştirilebilecek, gelir , yaş, sahip olunan varlıklar gibi sayısal ve demografik bilgilerin toplandığı &#8220;mesafeli&#8221; teknikleri kapsar. Bireyin kredi notu ancak belli bir eşik değerin üzerinde olursa kredi açılır. Ayrıca bankalar geçmişteki geri ödenmeme oranlarından faydalanan matematiksel tabanlı modeller kullanarak ellerindeki varlıkların temerrüt riskini tahmin etmeye başladılar. Büyük ölçüde geçmiş eğilimlerden dış değerlendirme yoluyla edilen bu tahminler, verilerin işaret ettiği sınırlar dahilinde stres testlerine tabi tutulur. Benzer şekilde bankalar (tarihsel olarak tahmin edilen) varlık fiyatları ile (hisse sendi piyasası fiyatlarından tahmin edilen) oynaklık arasındaki bağıntılara dayanan Riske Maruz Değer (RMD) yöntemlerini uygulamayı öğrendiler. Bu temel üzerinde bankalar, Riske Maruz Günlük Kazançlarını (RMGK) yani ellerinde tuttukları varlıkların değerinin günlük belli bir değerin altına düşme olasılığını tahmin ederler. Sonuçta RMGK&#8217;yı kabul edilebilir sınırlar içine getirmek için varlıklarının karışımını yeniden ayarlayabilirler. Çıkarıma dayalı, hesaplama tekniklerinden yoğun bir şekilde faydalanan risk yönetimi &#8220;katı&#8221; gibi gözükür ve bilimsellik havası taşır. Çıkarıma dayalı risk yönetimi felaketlere gebeydi. Herşeyden önce bağıntıları hesaplamakta geçmiş fiyatların kullanılması, krizlerin karakteristik özelliği olan fiyatların eşi görülmemiş şekilde birlikte hareket ettiği dönemlerde pek de işe yaramaz. Kriz öncesi dönemlerde bilimsel hava verilerek hesaplanan sermaye rasyoları kriz zamanında tepetaklak olmuştur diğer bir deyişle Basel 2 kriterleri hiç bir işe yaramamıştır. (Lehman Brother&#8217;s battığında sermaye yeterlilik oranı %46 idi) Buradan hareketle Basel inandırıcılığını kaybetmiştir. Gelecek dönemlerde kaybettiği itibarı geri kazanabilmek adına ne gibi aksiyonlar alacağını hep birlikte göreceğiz..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halukongoren.com/2010/10/31/2008-krizinde-basel-2nin-etkisi-nasil-olmustur-basel-2nin-gelecegi-ne-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Basel 2 nedir?</title>
		<link>http://www.halukongoren.com/2010/10/30/basel-2-nedir/</link>
		<comments>http://www.halukongoren.com/2010/10/30/basel-2-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Oct 2010 18:38:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Haluk Öngören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halukongoren.com/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Basel komitesi 1975 yılında çalışmalarına başlamıştır. Çalışmaların esas itibariyle amacı, bankacılık sektörünü sağlam ve güvenilir bir yapıya kavuşturmaktır. Basel 2 çalışmaları, Basel 1 çalışmalarının yetersiz gelmesi ile birlikte 1999 yılında başlamış ve 2004 yılında son halini almıştır. Farklı 2 noktada yenilik getirilmiştir. &#8230; <a href="http://www.halukongoren.com/2010/10/30/basel-2-nedir/">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Basel komitesi 1975 yılında çalışmalarına başlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Çalışmaların esas itibariyle amacı, bankacılık sektörünü sağlam ve güvenilir bir yapıya kavuşturmaktır. Basel 2 çalışmaları, Basel 1 çalışmalarının yetersiz gelmesi ile birlikte 1999 yılında başlamış ve 2004 yılında son halini almıştır. Farklı 2 noktada yenilik getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><img title="Daha fazla..." src="http://yedek.halukongoren.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" />1. Operasyon riski dahil edilmiştir</p>
<p style="text-align: left;">2. Kredi riski hesaplanmasında kredi riski ağırlıkları yerine kredi derecelendirme yaklaşımı getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Önceki düzenlemelerde &#8216;yeterli&#8217; sermaye oranı yeterli görülmekte iken, Basel 2 düzenlemesinde buna ilaveten <strong><em>bankaların maruz kaldıkları riski yöneten bir yapıya kavuşturulması amaçlanmıştır</em></strong>.</p>
<p style="text-align: justify;">Riskini iyi yöneten bir banka daha az sermayeye ihtiyaç duyacak, daha yüksek bir kaldıraca sahip olacak ve böylece karlılık oranları yükselecek ve piyasaya güven verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Basel 2 bankalara konsolide bazda uygulanmıştır. Yani bankayı oluşturan tüm iştiraklerin faaliyetleri de bankanın bilançosu altında konsolide edilmiştir..</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/basel2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-107" title="Basel2" src="http://www.halukongoren.com/wp-content/uploads/2012/02/basel2-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a>Basel 2 temel olarak 3 kısımdan oluşmaktadır.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Minimum sermaye gerekliliği (<em>MSG</em>)</li>
<li>Gözetime dayalı inceleme süreci</li>
<li>Piyasa disiplini</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>MSG Hesaplaması</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sermaye Yeterlilik Oranı (<em>SYO</em>) kullanılabilir sermayenin risk ağırlıklı aktiflere oranı şeklinde hesaplanmaktadır. Bu oran en az %8 olmalıdır ve tier2 sermaye tier1 sermayenin %100&#8242;ü ile sınırlandırılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">[(Tier1 Sermaye + Tier2 Sermaye + Tier3 Sermaye) / (Risk (Kredi Riski + Piyasa Riski + Operasyon Riski) Ağırlıklı Aktifler)]= 0.08</p>
<p style="text-align: justify;">Tier1 : Ana sermaye (ödenmiş sermaye, dağıtılmamış kar ve yedek akçeler)</p>
<p style="text-align: left;">Tier2 : Yedekler, yeniden değerleme, kredi karşılıkları, hibrit borç ensttrümanları, sermaye benzeri borç ve piyasa riski için kullanılacak kısa vadeli sermaye benzeri borç kalemleri</p>
<p style="text-align: justify;">Tier3 : Tier1 ve Tier2 sermayenin karışımından oluşan değer</p>
<p style="text-align: justify;">Kredi riskin ölçümünde bankalara 2 metot arasında seçme hakkı verilmiştir.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Harici kredi değerlendirme ile desteklenen standart yaklaşım</li>
<li>Dahili derecelendirme : (internal rating) banka tarafından kullanımı için regülatörün onayı gerekmektedir.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Standart yaklaşım her bir alacak borçlunun kredibilite durumuna göre riskin bir katsayı ile çarpılması ile hesaplanmaktadır. Bunun mümkün olmadığı durumlarda regülatörden onay alınmak suretiyle %100 olarak risk hesaplanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dahili Model Yaklaşımında (IRB) bazı asgari koşullar ve şeffaflık zorunluluklarına bağlı olarak belli bir kredi için gerekli olan sermaye gereksinimlerini kendi risk faktörlerini kullanmak suretiyle hesaplanabilir..</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Risk faktörleri</em></strong>;</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Probability of Default (PD) Temerrüde düşme olasılığı</li>
<li>Loss Given Default (LGD) Temerrüd halinde zarar</li>
<li>Exposure at Default (EA) Temerrüd halinde maruz kalınan risk</li>
<li>Effective Maturity (M) Efektif vade</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">IRB yaklaşımı &#8216;unexpected&#8217; (UE) ve &#8216;expected&#8217; (E) zarar ölçümlemelerine dayanır.</p>
<p style="text-align: justify;">IRB yaklaşımında farklı iki yöntem bulunmaktadır.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Temel Yaklaşım</li>
<li>Gelişmiş Yaklaşım</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Piyasa riskinin ölçümlenmesinde 2 metot kullanılmaktadır;</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Standart Metot (*) ve</li>
<li>Dahili Metot</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">(*) ile piyasa riskinin ölçümü beş aşamada beş farklı riskin etkileri etkileri ölçülerek bunların toplamı şeklinde gösterilmektedir.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Faiz oranı riski</li>
<li>Hisse senedi pozisyon riski</li>
<li>Kur riski</li>
<li>Emtia riski</li>
<li>Obsiyon riski</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Operasyon Riskinin Ölçümü</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yetersiz yada başarısız süreçlerden, insanlardan ve sistemlerden yada dış olaylardan kaynaklanan zarar riski olarak tanımlanmaktadır. 3 farklı ölçüm metodu bulunmaktadır:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Temel gösterge (Basic Indicator Approach)</li>
<li>Standart yaklaşım (Standardised Approach)</li>
<li>Gelişmiş ölçüm yaklaşımı (Advanced Measurement Approach)</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halukongoren.com/2010/10/30/basel-2-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

